EN SON YAZILAR
Anasayfa / Düşüncelerim / Kişisel / Yalnızlık Senfonisi

Yalnızlık Senfonisi

“Yalnızlık Senfonisi”

Kalabalıkların içinde olmak, yalnızlıktan kurtulmak anlamına gelmiyor. Ne kadar çok insan var etrafımda desem de, içimdeki yalnızlık duygusundan kurtulamıyorum bazen. Bu dünyaya yalnız geldik yalnız gideceğiz denir ya, benimki de o hesap işte.  Şairin dediği gibi:

“An oluyor bir garip duyguya varıyorum,
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum”

Aslında her gün ve her an bu düşünceler içinde değilim tabii. Mutlu bir ailem, mutlu bir iş çevrem ve arkadaşlarım var. Onların yanında güzel zamanlar geçiriyorum. Çoğu zaman kendi derdimi unutup başkalarına yardım etmeye çalışıyorum fakat bazı anlar geliyor ki, içten içe bu yalnızlık duygusu kanıma giriyor ve beynimin kıvrımlarında dolaşmaya başlıyor.

Bu düşüncenin derinine inmeye çalıştığımda karşıma, herkesin ve her şeyin beni bırakacağı veya benim onları bırakacağım düşüncesi çıkıyor. Bu, ansızın da olabilir elbet, illa yıllar sonra olacak diye bir şey yok. Sonuç itibariyle fani bir alemde yaşıyoruz ve burayı bırakıp gideceğiz. Hatta burada yaşamıyoruz, bu dünyadan geçip gidiyoruz!! Bunu da unutmamak lazım ama o kadar çok unutuyoruz ki.

unutma

Bu dünyadan sadece geçiyoruz…

Hz. Mevlana’ya atfedilen ama David Herbert Lawrence isimli İngiliz romancıya da ait olduğu söylenen bir söz var:

“Hiçbir şey için benimdir deme yalnızca yanımdadır de. Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne eş, ne yaşam, ne ölüm, ne huzur, ne de keder her zaman seninle kalmaz.”  

Bu söz çok hoşuma gidiyor ve sözün çok doğru olduğunu düşünüyorum. Bırak eş dost sevgili mal mülk makamı, kendi bedenimiz bile bize ait değil ontolojik anlamda. Bir şeye benim diyebilmek için ona tamamen sahip olmak ve hükmetmek gerekiyor. Düşünüyorum, vücudumda yüz trilyon hücre var, hepsi kendi kendine çalışıyor. Kalbime biraz dur dinlen desem de beni dinlemiyor. Hepsi programlandığı üzere çalışıyor. Bunlara bakınca hiçbir şeyin bana ait olmadığını hissediyorum, bu da bizi ve dünyayı cehenneme çeviren benlik düşüncesinden biraz uzak kılıyor bizi. Aynı zamanda yalnızlığıma da dem vuruyor, çünkü sadece aklım,kalbim ve düşüncelerim bana ait, onlarla varım, gerisi boş.

Bu satırları yazarken MFÖ’nün “Yalnızlık Ömür boyu” şarkısını mırıldanıyorum. Çok severim bu şarkıyı. Aşklar sevgiler hepsi gelip geçiyor, yalnızlığımız bize kalıyor. Hayat karşımıza bazı güzellikler, bazı güzel insanlar çıkarıyor. Onlarla bazı güzel anlarımız oluyor ama bu kesiksiz değil, hep kesintili. Ruhum yaşadığı mutlulukların kesintisiz ve sonsuz olmasını istiyor ama bu dünyanın hamuru buna müsait değil. Belki de bu yüzdendir üzüntülerim, yalnızlıklarım ve acılarım. İyi ki öteler var, yoksa bu dünyanın yükü nasıl çekilirdi ki?

Yalnızlık Senfonisi

Yalnızlık Senfonisi

Bazen her şeyden ve herkesten uzaklaşmak istiyorum. Kalabalıklar canımı sıkıyor. Bunu yakalıyorum da. Ama bir süre yalnız kalınca yine sıkılmaya başlıyor ve kalabalıkları özlüyorum. İnsan ne garip. İçindeki doyumsuzluktan kaynaklanıyor bu sanırım. Eskilerin tabiriyle kalbimiz itminana eremediği için bu patolojik halleri yaşıyoruz.

Babamın ölümünden sonra bu yalnızlık duygusu daha ağır basar oldu. O, uzaklarda da olsa dara düştüğümde hep arkamda diye düşünürdüm. Her telefon konuşmamızda bunu hissettirmesi çok hoşuma giderdi. Oysa şimdi sonsuzluk ülkesinde ve beni bekliyor. Zaten bu ölüm hadisesinin en acı tarafı sevdiklerinden ayrı kalmak. Yoksa ölüm sevgiliye kavuşmaktır aslında, O Gerçek Sevgiliye. O yüzden korkumuz yoktur kendisinden, sadece gurbette olan insanın asli vatanına gitmesidir ölüm.






Doğduğum ve büyüdüğüm topraklardan on yıldır uzaktayım, gurbetteyim yani. Yalnızlık senfonisinde bunun da yeri var şüphesiz. Belki de Allah bazı şeyleri daha iyi anlamam için bunları yaşatıyor diye düşünüyorum. Kimseye bağlanma, bu dünyaya yalnız geldin yalnız gideceksin, hiç bir şey seni alıkoymasın ve bağlamasın. Maddi anlamda bağlantılar kur ama kalben kimseye bağlanma, herkes seni bırakıp gidecek bir gün nasıl olsa. Bunu bilerek yaşa.

Yalnızlığa alışan insanlara kalabalıklar zor gelir derler. Bu anlamda bir yalnız değilim aslında. Hiç de yalnız kalmadım hayatım boyunca ama kalbimin bir köşesinde bu duyguyu hep yaşıyorum. Yakın olsun uzak olsun insanlardan darbe yiyince şairin o çok sevdiğim ve yıllardır dilimden düşürmediğim dizeleri aklıma geliyor:

“Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık
Anla ki, yok Allah’tan başkasıyla yakınlık”.

Bu sözler o kadar yakın ki bana, çok sevdiğim ve değer verdiğim birinden yediğim anlık yumruklarda hep bu sözler aklıma geliyor. Niye unuttum ki diyorum bu sözü, insanoğlunun özü bu işte, neden yanıldın. Ama insan nisyanla maluldür, olacak o kadar. Bazı şeyleri daha iyi anlayabilmek için zaman zaman bunları yaşamak lazım.

Yalnızlık senfonimi ilmik ilmik ören bir dize daha var ki, gerçek sevgili ve dostun O olduğunu derunuma işliyor:

“Kalacak kim var ki dost tomarından
O var sana yakın şah damarından”

Bu kadar yalnızlıktan dem vurdum, oysa O varsa yalnızlık diye bir şey yoktur. Gerçek dost O’dur. Hiç bir anımda beni yalnız bırakmayan ve hep yanımda olan O’nu, ben unutsam da O beni unutmuyor çok şükür. İyi ki O var, iyi ki O var.



8 yorum

  1. O varken “yalnızlık” sadece bir kelimedir. O’na yakın olduğun oranda yalnız değilsin, O’ndan uzaklığın oranında yalnızsın.

  2. Yazını çok beğendim tebrikler .Bazen ruh halim bana da böyle düşündürür.İşte o zamanlar hep hatırlarım nerden yada ne zaman duydum bilmiyorum. Şöyle diyor şair
    Gömülseler blle sulardan fışkırırlar
    Sevgililer ölse bile sevgi asla yok olmaz
    İşte o zaman ÖLÜM çaresiz kalır.

  3. 👌 duygularını çok iyi anlatmışsın. Dışarıya yansıttığımızla içerde olanın farkı

  4. Aslında her derde deva bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

Yorum yazarak katkıda bulunmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: