EN SON YAZILAR
Anasayfa / Bilim Teknoloji / Bilim / Uzay Zamanın Bilinmeyen Yüzü

Uzay Zamanın Bilinmeyen Yüzü

Zamanın varlığını, uzaydan yani mekândan bağımsız olarak düşünemeyiz. Eğer uzay varsa zaman vardır veya zaman varsa uzay vardır. Biri olmadan diğeri var olamaz. Burada bahsettiğimiz uzay; en, boy ve derinlikten oluşan üç boyutlu varlık alanımızdır. Zaman da bir boyuttur ve “bu diğer üç boyutun varlığının sürekliliğini sağlayan dördüncü boyut” diyebiliriz ona.

uzay_zaman_bukulmesi

Zamanın bir başlangıcı olduğunu (Big Bang anı) ve bu başlangıcın yaklaşık 13.7 milyar yıl önce gerçekleştiğini modern astronomi her ne kadar ortaya koysa da -ve yine her ne kadar uzayın sonsuz bir boşluk olmadığı Big Bang teorisiyle anlaşılmış olsa da- şimdi burada zamanın pek bilinmeyen bazı sırlarını çözmeye çalışacağız.
Maddeyi, dolayısıyla uzayı (uzay sanıldığı gibi boş bir alan değildir) oluşturan atomların yapısına baktığımızda, onları oluşturan çekirdek, nötron, proton ve elektron gibi elektriksel parçacıkların farklı sayısal değerlerle bir araya gelerek maddenin türünü belirlediklerini görürüz. Buradan hareketle evrenin “sayısal bir yazılım” veya “sayılarla yazılmış bir kitap” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ve kitabın sır perdesini de bu sayısal yazılım dilini çözerek aralayabiliriz. Şimdi iki basit örnekleme yapalım ve karşımıza neler çıkacağına bakalım.
Birinci örneğimiz, İngiliz halk efsanelerinde, zenginden alıp fakire veren ünlü Robin Hood karekteri üzerinden kurgulanmış bir mantık problemidir:
Robin Hood, yayını gerer ve okunu hedefe doğru fırlatır. Robin Hood ile hedef arasındaki mesafe 50 metredir. Ok yaydan çıktıktan sonra, önce yolun yarısını kat eder ve hedefe 25 m. yaklaşır, sonra geri kalan yolun yarısını kat eder (12,5 m. yaklaşır), sonra onun da yarısını kat eder (6,25 m. daha yaklaşır). Ok hâlâ hedefe doğru ilerlemektedir…
Sonra onun da yarısını (3,125 m. daha yaklaşır),
sonra (1,5625 m.),
sonra (0,78125 m.)
sonra (0,390625 m.)…
Ok ilerledikçe, kalan mesafenin yarısı daha küçük hâle gelir ve ok gittikçe yaklaşmaya devam eder. Ama geri kalan mesafeyi sonsuza kadar 2’ye bölerek küçültebilirsiniz. Bu mantıktan hareketle aslında okun hedefe sürekli yaklaşması ama asla ulaşamaması gerekir. Gerçekteyse böyle olmaz, ok hedefe “tak” diye saplanır. (Bu problemin çözümü; okun hızının, içinde ilerlediği uzay kesitlerinin boyutlarına olan oranıyla açıklanabilir. Kesitler küçüldükçe okun hızının o kesitlere oranı ışık hızıyla bile mukayese edilemeyecek kadar yükselir. İşte bu uzayın içinde hareket edebilmemizi sağlayan ama varlığından bile habersiz olduğumuz bir sistemdir.) Şimdi bunu bir kenara koyup ikinci bir bilmece soralım ve bulacağımız cevabın bizi uzayın ve zamanın derinliklerine götürmesini umalım.
En büyük sayı ve en küçük sayı kaçtır?
En büyük sayısal değerin, basitçe “sonsuz” olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılabiliriz. Peki ama en küçük sayısal değerin ne olduğunu bilebilir miyiz? Bir mi?.. Ama birden daha küçük sayısal değerlerin var olduğunu biliyoruz. Mesela 0,1. Veya daha da küçüğü 0,01. Bu sayıları gittikçe küçültebiliriz.
0,001
0,0001
0,00001
0,000001
0,00000…(1)
Sıfırdan sonraki virgül ile birin arasına ne kadar çok sıfır koyarsak, sayı da o kadar küçülür. Ve bu sıfırların sayısını sonsuza kadar artırarak sayımızı sonsuza kadar küçültebiliriz. Yani en küçük sayı da ‘sonsuz’dur. Biraz düşününce buradan çıkan sonucun, aslında en büyük sayı ile en küçük sayının aynı sayı olduğunu (sonsuz) kolaylıkla görebiliriz. İşte bu çok önemli bir bilgidir. Ve zamanın büyük bir sırrını çözmemizde bizim için anahtar görevi görebilir. Çünkü bu bilgi, en uzağın en yakında olduğunu; en yüksek ısının, en soğuk sıcaklık derecesinde sonlanacağını (-273,16°C, yani sıfır Kelvin derece); en yüksek hızın (300.000 Km/sn yani ışık hızı) en yavaş hız (durma noktası(1)) olduğunu; yani kısacası bütün “en”lerin hep aynı olduğunu bize gösterir.
Dolayısıyla zamanın başlangıç anının (Big Bang) ve bitiş anının (Big Chrunch) aynı an olması gerekir. Ve bu bilgi de bize yepyeni ufuklar açar. Şimdi bu muazzam ufuklara doğru yelken açalım…
Şimdi klasik görüşe uygun bir zaman oku çizelim…

Klasik-Zaman-Oku

Düz bir zaman oku modelinde zamanın başlangıç noktası bitiş noktası ile asla çakışmayacaktır. Öyleyse az önce elde ettiğimiz verilere uygun bir alternatif zaman oku modelleyelim. Eğer zamanın başlangıç anını, temsili bir nokta ile gösterirsek bitiş anını da aynı nokta olarak kabul etmemiz gerekecektir.

Alternatif-zaman-oku

Dairesel olan ikinci modele göre “zamanın başlangıcının, şimdinin ve zamanın sonunun” bir tekillik içinde hâli hazırda mevcut olduğunu görüyoruz. Aralarında sadece izafi uzaklıklar vardır. Ve bu durum yeni bir bilgiyi açığa çıkarır. Eğer “zamanın başlangıcı, şimdi ve zamanın sonu” hâli hazırda mevcut ise o hâlde bize göre “gelecek” olan zaman dilimleri de hâli hazırda mevcut olmalıdır. Bu sonuca göre yarın yapacaklarımızı da yapmış bulunuyoruz. Ama yarını hatırlamıyoruz; sadece dünü hatırlıyoruz. Bu meseleye şöyle de bakabiliriz: Şu anda sadece bu yazıyı okumuyorsunuz, doğuyorsunuz, okula gidiyorsunuz, televizyon seyrediyorsunuz, ölüyorsunuz, dedeniz doğuyor, tarihte ki olaylar gerçekleşiyor vs.
Netice olarak burada ana hatlarıyla incelediğimiz (ve incelemediğimiz) tüm veriler bize zaman çizgisi üzerinde gerçekleşen tüm olayların aynı anda yaratıldığını ancak bizim tarafımızdan sıra ile algılandığını ortaya koyuyor.
Kenarları artı değerde (örneğin 10 cm.) olan bir geometrik şekil çizmeniz istense elinize bir cetvel alıp bunu kolaylıkla çizebilirsiniz, öyle değil mi? Peki ya kenarları -10 cm. olan bir geometrik şekil çizmeniz istenseydi ne yapardınız?.. Bunu başardığınız anda zamanda ve uzayda kestirme yolları kullanarak seyahat edebilmenin yolunu bulmuş olacağınızı belirtmek isterim.
Uzay-zamanın veya zihninizin ufuklarına ulaşmanız dilekleriyle… İyi yolculuklar!

Kaynak: Anahtar.tv

Bu yazılar da ilginizi çekebilir:

Zamanda Geçmişe Yolculukla Acılarımızı Silebilir miyiz?
 
Bilim ve Teknolojinin Bugüne Gelmesini Sağlayan 17 Matematiksel Denklem

Yorum yazarak katkıda bulunmak ister misiniz?