EN SON YAZILAR
Anasayfa / Düşüncelerim / Kişisel / Teknoloji ve Modernizm Üzerine Kapsamlı Bir Sistem Eleştirisi

Teknoloji ve Modernizm Üzerine Kapsamlı Bir Sistem Eleştirisi

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, teknolojik gelişmelerin hayatımızı iyiden iyiye kuşattığı ve bizi içinden çıkılmaz bir sarmala doğru sürüklediği bir yüzyıl olarak tarih sahnesinde yerini almaya başladı. Milyonlarca insanın hayatına mal olan büyük savaşlar, bir yandan da bilim ve teknolojinin gelişmesinde akıl almaz ilerlemeler kaydedilmesine sebep oldu. Zaten askeri teknolojiler bu anlamda her zaman öncü olmuşlardır.

kirli dünyaBu blogda elimden geldiğince önemli bulduğum bilim ve teknoloji yazıları yazmaya çalışıyorum. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin akıl almaz hızı, bizleri ister istemez yeni bir hayat tarzına doğru itiyor. Elbette teknolojiye karşı olacak değilim fakat sürüklendiğimiz bu yeni hayat tarzı, bizden bir şeyleri de alıp götürüyor mu acaba?

Bu yazıyı yazma sebebim, aşağıda göreceğiniz 8 dakikalık kısa belgesel film. Önce belgeseli izleyelim, yorumlar daha sonra:

Yapımcı, belgeseli hazırlama sebebini şöyle açıklıyor:

“Bu belgeseli Amerikan eğitim sistemi, dev şirketler, özgürlük, para, Amerikan kapitalist sistemi, iklim değişimleri, genetiği değiştirilmiş yiyecekler gibi konuları sorgulamak için hazırladım”.

Modernizmin ve tabii teknolojik gelişmelerin sistemsel eleştirisinin Amerikalı birinden çıkması ilginç ve güzel olmuş. Zira, malum olduğu üzere özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmelerin altında Avrupa yanında Amerika da var. Kyoto Protokolü‘ne Amerika’nın neden hala imza atmadığı düşündürücüdür. Bu gelişmiş ülkeler, dünyanın bu hale gelmesinde büyük etkendir. Dünyanın kirli ve yaşanmaz bir hale gelmesinde katkıları büyüktür. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin çevreye verdiği zarar, diğerlerine oranla daha azdır.

On yıl önce elimizde akıllı telefon ve tabletler yoktu. Bu cihazlara öyle bağımlı hale geldik ki, elimizden bırakamaz olduk. Sosyal medya dediğimiz şey ilginç bir yaşam tarzına doğru gittiğimizi gösteriyor. Önümüzdeki ekranda güzel doğa fotoğrafları görüyor ve bunu paylaşıyoruz ama o doğayı yaşamayı ıskalıyoruz.

Paranın bizleri ve sosyal hayatı ne hale getirdiği maalesef ortadadır. İnsana dair erdemlerin arka plana itilmesi, parası/gücü olanın ön planda olması ve itibar görmesi çok acıdır. İki gönül bir olunca samanlığın seyran olması çok gerilerde kalmış, artık paranız yoksa kimse yüzünüze bakmıyor. Belgeselde de bahsedildiği üzere, para kazanmak ve hayatımızı sürdürebilmek için büyük patronların şirketlerinde rutin bir çalışma hayatı sürdürüyor ve kazandığımızı da yine başka dev şirketlere aktarıyoruz.

Canan Karatay onu yemeyin bunu yemeyin diyor ama yiyecek doğal olan ne kaldı bilemiyorum..Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz, bazen düşününce içim acımıyor değil. Su, hava, yiyecekler kirli. Sonra da hasta olup yine dev şirketlerin ürettiği ilaçları ömür boyu kullanarak onlara gelir sağlıyoruz. Trigliseritim yüksek fakat sırf bu yüzden devamlı ilaç almak istemiyorum, bu düşünce beni rahatsız ediyor. Dün de kolestrol için devamlı ilaç kullanmaya gerek olmadığı şeklinde haberler vardı. Artık neye inanıp neye inanmayacağımızı bilemiyorum.

Belgeselin eleştirdiği rutin hayatlarımız, daha önce sanal gerçeklikle ilgili yazdığım yazıdaki düşünceleri aklıma getiriyor. Rüyadaki gibi yaşıyoruz, ne zaman uyanacağız? Ne zaman rutin yaşamlarımızı kırıp istediğimiz şekilde yaşayabileceğimiz bir hayata adım atacağız? Gücü ve parayı elinde tutanlar, bizi sanki Matrix filmindekiler gibi yaşatmaya zorluyor.

Evlerimizde doğal gazla ısınıyoruz ve her şey elektrikle çalışıyor. Ülkemizdeki elektrik santrallerinde doğal gaz kullanım oranının %50 olduğunu ve bu doğal gazın dışarıdan geldiğini hatırlamakta fayda var. Rusya ve İran gazımızı keserse halimiz nice olur bilemiyorum. Arabalara o kadar alıştık ki, yürümeyi unuttuk. Petrolle çalışan bu arabalar için dışarı tonlarca para ödüyor ve petrolün biteceğini de biliyoruz. Gerçi dev şirketler bizi düşündüğü için elektrikli ve hidrojen yakıtlı araçları hazırlıyor ve bunu başka kimselere bırakmıyor!!

Yazı böyle uzar gider, kesmekte fayda var!! Bazı şeyleri değiştiremeyeceğimiz malum, ütopik hayaller peşinde de değilim ama en azından bireysel anlamda rutin hayatlarımızdan biraz olsun kopup kumun altına gömdüğümüz kafamızı çıkararak ilk adımlarımızı atabiliriz….

Siz neler düşünüyorsunuz?

3 yorum

  1. Bu yeni hayatı güçlendiren şey insanların gerçek iletişimi bırakıp teknolojiyle iletişim kurması dolayısıyla doğallıktan uzaklaşıp yalnızlaşması. Bağların, değerlerin, samimiyetin azaldığı insanların bencilleştiği bir dünya ortaya çıkıyor. Özden biçime kayış başlıyor. Ortamların tadını çıkaracağımıza telefona kaydediyoruz başkalarına göstermek için. En azından tvyi kapatıp, telefonu ihtiyaç halinde kullanıp zehirin etkisini azaltabiliriz.

    • Uzun zamandır eskisi gibi tv izlemiyorum, bazen haberlere bakıyorum. Orada da cinayet-ölüm haberleri çıkınca kapatıyorum. Çok faydasını gördüm diyebilirim.
      Telefondan nasıl uzak duracağız bilemiyorum 🙂

Yorum yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.