EN SON YAZILAR
Anasayfa / Bilim Teknoloji / Future / Sanal Gerçeklik Kavramı ve Bu Hayat Bir Rüya mı?

Sanal Gerçeklik Kavramı ve Bu Hayat Bir Rüya mı?

Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) kavramını mutlaka duymuşsunuzdur. Bilgisayar tarafından simüle edilen, aslında var olmayan fakat sizi o gerçeğin içindeymiş gibi hissettiren teknoloji diyebiliriz kısaca.

Sanal Gerçeklik / Virtual Reality

Sanal Gerçeklik / Virtual Reality

Daha çok oyun konsollarında kullanılan sanal gerçeklik teknolojisi, son zamanlarda gelişme göstererek farklı disiplinlerde de kullanılmaya başladı. Eski cihazlar büyük ve hantalken şimdikilerse daha küçük ve kullanışlı bir hal almaya başladı. Büyük firmaların bu alana yatırım yapmaları da gelecekte sanal gerçeklik uygulamalarının daha çok hayatımıza gireceğini gösteriyor. Örneğin Oculus Rift, geçen yıl Facebook tarafından 2 milyar dolara satın alındı. Playstation ve Nintendo gibi firmalar zaten konu üzerinde çalıştırmalarını yürütüyor. Sony Project Morpheus, Samsung Gear VR, Google Cardboard ve en son Windows 10 tanıtımı esnasında sunulan Microsoft Hololens. Bu ürünler kendi alanlarında tatlı bir rekabet içinde. Peki sanal gerçeklikle ne yapılabilir? Sadece oyun oynamak için mi bu kadar yatırım yapılıyor bu teknolojiye? Tabii ki hayır. Birçok alanda olduğu gibi burada da öncelik askeri uygulamalarda. Askerlerin farklı ortam / ülkelerde yapacağı operasyonlar, sanal gerçeklikle simüle edilebiliyor. Pilotların kullandığı uçuş simülatörleri biliniyor. Bunun yanında ise tıp, eğitim, sanat ve mühendislik gibi alanlarda da kullanımı artmaya başladı. Güzel bir örnek, fobileri olan insanlar için sanal gerçekliğin kullanımı. Fobilerimizi yenmenin yolu, o korkunun üzerine gitmek. Uçak fobisi olan bir insanı uçağa bindirmektense uçuş simülatörüne bindirmek daha kolay ve basit. Örümcekten korkan bir insan için de keza.

En son Microsoft’un tanıttığı Hololens tanıtım videosu çok hoşuma gitti, burada paylaşmak isterim:

Sanal gerçeklik kavramıyla ilgili daha detaylı bilgi almak için şu adrese bakabilirsiniz.

Şimdi gelelim yazının ikinci bölümüne….

Yoksa bu hayat bir rüya mı / sanal gerçeklik mi?

Sanal gerçeklik teknolojisi, son 30 yılda gelişen bilim ve teknolojiyle, zaten bizi sürüklediği sanal alemi daha da kesifleştirmiyor mu? Malum, sosyal medyaydı, bilgisayar oyunlarıydı derken sanal bir dünyada yaşıyor hale geldik. Çocuklarımız bahçede oynamak yerine sanal alemde geziyor eleştirileri yapıyoruz. Sosyal ilişkiler yerini sanal iletişim kanallarına bıraktı. Durum böyleyken hayatımıza bir de sanal gerçeklik kavramı girdi. Kapadokya’yı bizzat gezmek yerine 3 boyutlu gözlüğümüzü takarak sanal bir şekilde gezmek ne kadar doyurucu? Bu sorular uzayıp gidebilir. Benim asıl gelmek istediğim konu; sanal gerçeklik kavramının bana, bu hayatın bir rüya mı olduğu düşüncesini çağrıştırması. Platon‘un meşhur Mağara Metaforu vardır:

Platon Mağara Metaforu

Platon Mağara Metaforu

“Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük bir şekilde oturmaya mahkumdur. Başlarını arkaya çeviremeyen bu insanlar mağaranın kapısından giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedir. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkarak gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girerek gördüklerini anlatmaya çalışır fakat içeridekileri, duvarda gördüklerinin sanal olduğuna-gerçek hayatın mağara dışında olduğuna inandıramaz”.

Görüldüğü üzere mağara içindeki insanlar (bizler??), sanal gerçeklik içinde hayatlarını gerçek yaşamdan habersiz geçirmektedir. Yoksa bizler de bu hayatın asıl anlamından uzak mı yaşıyoruz? Platon dışında başka örnekler de vermek isterim. Hz. Peygamberimiz(s): “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” ve “Ölmeden evvel ölünüz” buyurmuştur. Yoksa yaşadığımız bu hayat bir rüya mı? Gerçekten uykuda mıyız? Ölünce mi uyanacağız, o bilinmez gerçeği o zaman mı göreceğiz? Peygamberimiz söylediğine göre bu muhakkak doğrudur. Bir de Hz. İbn-i Arabi’nin “Bu hayat bir hayaldir, hatta hayal içre hayaldir” sözü var ki, benzer manaya gelmektedir. O zaman bu müthiş gerçeğe nasıl ulaşacağız? Bu gerçekten bigane kuru bir hayat sürüp gidecek miyiz? Nasılsa öldükten sonra gerçeğe ulaşacağız ama mühim olan burada buna vakıf olmak. Bilge, Evliya, Erenler dediğimiz insanlar neye ermiştir? İşte bahsettiğimiz bu gerçeğe. Onlar ölmeden evvel ölmüşler ve bir anlamda sanal gerçeklikten kurtulmuşlardır. O zaman bize düşen, bu gerçeğe ulaşmak için çabalamak, gayret etmek, eşya ve hadiselerin iç yüzüne vakıf olan bu insanların izinden gitmektir, vesselam…



9 yorum

  1. bu teori her zaman ilgimi çekmiştir.içkin idealizm diyorlar sanırım bu teoriye.Vanila sky, Matrix gibi filmler bu konuyu bu felsefe üzerine kurulmuştur. paylaşım için teşekkürler

  2. Yasamin sifresini bulursaniz lutfen paylasin, sifre kisiye ozel degilse tabiki 🙂

    • Tabii ki tüm yaratılmışlar gerçektir, bunda sorun yok Emre Bey. Bu hayat bir rüya mı derken asıl sonsuz yaşamın ölümden sonra olacağına vurgu yapılıyor, yoksa hayal içinde yaşamıyoruz tabii.

Yorum yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.