EN SON YAZILAR
Anasayfa / Düşüncelerim / Kısa Öyküler / Geçici Sorumluluğun Ölçüsüz Mutluluğu

Geçici Sorumluluğun Ölçüsüz Mutluluğu

Kısa Öykü – Geçici Sorumluluğun Ölçüsüz Mutluluğu

(Bu öykü, misafir yazar olarak Murad Ertaylan tarafından yazılmıştır. Kendisine teşekkür ederim. Web sitesine ulaşmak isterseniz bu adrese bakabilirsiniz).

Parkta yürüyorum, daha doğrusu köpek gezdiriyorum. Yan komşumuza ait bir kucak köpeği; Pakize teyze bacağını kırdı ve kocası da gececi, yani gündüzleri uyuyor. İşin bahanesi bu, söz konusu safkan bir Alman Kurdu olsaydı zaman bulunurdu. Adım gibi biliyorum ki, Adem abi bu küçücük hayvana tasma takıp, adımlarını onun kısa bacaklarına uydurarak dolaşmayı pek havalı bulmuyor. Biyolojik olarak Luluş bir Minyatür Kaniş, ama zavallıcık kıyafeti tamamlayan bir aksesuar vazifesi görüyor. Bu durum Luluş’un kabahati değil; ona sorsanız ne misafirliğe gidip dedikodu dinlemeyi, ne alışveriş merkezinde dükkan dükkan gezmeyi, ne de kuaför kapısında beklemeyi tercih eder. Şu anda yanımda son derece mutlu. Ağaçlardan yere süzülerek inen ve işlerini gördükten sonra dallarına geri dönen kuşlar kadar mutlu.

köpek

Pakize teyzeye sorsanız Luluş’tan kıymetlisi yoktur, en güzel kokan, en söz dinleyen, en arkadaş canlısı, en sağlıklı, en akıllı köpek odur. Hatta ortalarda Adem abi yokken açarsanız bu konuyu, hayatta Luluş’tan çok sevdiğinin olmadığını da kolayca öğrenebilirsiniz. Kendi halinde, gürültüsüz sakince yaşayan insanlara yakıştırılan ‘iyi insan’ tamlaması, Luluş’un ailesinin üstünde biraz eğreti durur. Adem abinin sesini milli maç geceleri haricinde duyan olmaz genelde, ama kapıcımız Muhittin’in deyimiyle Pakize Sultan epeyce gür seslidir. Telefonda ne konuştuğunu yan evden rahatca dinleyebilirim. Luluş’un oyuncağına takılıp düştüğünde ise opera sanatçılarına meydan okuyan bir performans sergilemişti Pakize teyze. O çığlık, Edibe hanımın kulağına bile ulaşmıs olabilir.

Diğer taraftaki komşumuz Edibe hanım, seksenine merdiven dayamış öğretmen emeklisi bir dul. Ne siz onu duyarsınız ne de o sizi; iki kulağına birden taktığı işitme cihazına rağmen bir yılan kadar sağırdır. Uzak yol kaptanı olan eşi, ben doğmadan önce bir kazada hayatını kaybetmiş. Annemin söylediğjne göre, Mümtaz albay uzun boylu yakışıklı bir adammış. Babama bakarsanız, deniz kazası bir tezgahtır, adam gittiği bir limanda sevgili yapmış ve yakasını kurtarmak için bu dümeni bulmuştur. Annem şiddetle itiraz eder, hikayenin bu versiyonuna, o tarihteki vapur kazası haberini kendi gözleriyle okumuştur. Babam her olayda görünmeyeni keşfetmekteki ustalığıyla övünür ve güler gecer annemin isyanına. Evet, ortada batan bir gemi var ama kimin kullandığını bilmiyoruz Banucum, der ve annemi büsbütün öfkelendirir. Detaylarla bu kadar alakadar olduğuna göre belli ki senin de bu tür planlar kurcalamış zihnini, ama tilki kurnazlığı bana sökmez Gökhan, andım olsun ki saklandığın delikte bulurum seni. Annemin öfkesi, babam kadar beni de güldürür. Sinirlendiğinde gözlerini aça aça konuşur ve normalde ağırbaşlı olan ses tonu, bir kız çocuğununkini andıracak şekilde incelir. Canım annem bu ittifakımıza da bozulur bozulmasına ama neşemize daha fazla malzeme vermemek için susmayı yeğler.

Hafifçe ürpermemden güneşin battığını ve donüş saatinin geldiğini anlıyorum. Arkadaşımın da pembecik dili dışarı çıkmış, yorulmuş Luluş. Bugünlük bu kadar yeter. Yarın akşam nasıl olsa yine beraberiz. Doktor, Pakize teyzeye bacağını bir ay boyunca dinlendirmesini öğütlemiş. Daha kaç hafta kaldığını bilen, şu anda bu dinlenme süresinin neresinde olduğumuzun hesabını tutan yok. Pakize teyzenin işine geldiği ölçüde benim de hoşuma gidiyor bu belirsizlik. Canıma minnet, her gün yirmi dakika özgürüm. Kendi kendimin patronu olmakla da sınırlı değil bu keyif, ben ne yöne gitmek istersem Luluş da peşimden gelir. Rotamız bazen köşedeki fırının önünden geçer, bazen arka sokaktaki okulun yanından. Kimi zaman deniz görünen tepeye çıkarız kimi zaman da bu parka geliriz.

Luluş’u para karşılığı gezdirmiyorum, yürüyüş dönüşü Pakize teyze şeker, çikolata falan ikram eder bana ama dişlerime zarar verir diye yemem. Luluş’la gezmeyi seviyorum, kısacık park gezilerimizde bile sanki o benimmiş gibi hissediyorum. Bana ait bir köpeğim olmasına ne annem ne babam izin veriyor, hemfikir oldukları nadir konulardan biridir bu. Üstelik sadece köpeklere karşı değildir bu ortak duruş, hayvan almam tümden yasaktır. Sorun ya tüyüdür ya kakası, kokusuna olmazsa mutlaka gürültüsüne kulp bulurlar. Hadi kediden köpekten geçtim, çok daha az ilgi isteyen balık, hamster, kaplumbağa önerilerim bile hep aynı duvara toslayınca bu sevdadan vazgeçtim.

Yaşasın tüylü dostum! Pakize teyzeyle zevklerimiz pek örtüşmese de, bence de Luluş dünyanın en tatlı, en oyuncu, en eğitimli, en sadık köpeğidir.



Yorum yazarak katkıda bulunmak ister misiniz?