Kişisel

Bitmeyen Corona ve Psikolojim

Bir önceki yazıda 5 yıl sonrasından bugünlere bakarak ütopik bir şekilde olacakları yazmıştım. Kıyamet senaryolarını işletmiş, kutsal kitaplarda yazılanları bekleyen büyük bir çoğunluğun anlattıklarından ve daha bir çok şeyden bahsetmiştim.

Corona psikolojisi

Bu yazıda ise biraz daha içime dönüp, bu sancılı sürecin nasıl geçtiğini, psikolojime ve sağlığıma etkilerinden dem vurmak istiyorum. Sadece kendimi değil, insanları da nasıl etkilediğini veya etkilemediğini de. Bir önceki yazıyı yazdıktan sonra bunlar demleniyordu aklımda zaten.

Bitmeyen Corona ve Psikolojim

4 aydır evdeyiz diyeceğim ama değiliz, zira 1 Haziran itibariyle sokağa çıkma yasakları kaldırıldı ve insanlar sokaklara doldu. Sanki bu kadar şey yaşanmamış gibi maske mesafeye dikkat etmemeler, askere uğurlama törenleri falan. Sonrasında da düşmeyen vaka sayıları.

Sürecin başından beri işim gereği dışarı çıktım hep. Aslında insanların böyle sokağa saldırmalarını da garipsemiyorum: 3 ay evde kalınca ve yaz kendini gösterince, haliyle bunaldığımız için dışardayız. Ama benim takıldığım nokta, corona olayından insanların pek de ders almaması. Bunu sadece yüz yılda bir yaşanabilen bir pandemi gibi görmüyorum. Düz mantıkla baktığımızda neredeyse her yüzyılda bir yaşanan vebalar, İspanyol Gribi vs olayların tekrarı diyebiliriz. Ama olaya farklı bir açıdan baktığımda, daha önceki yazıda da bahsettiğim gibi, doğaya insana yapılan kötülüklerin, bunca adaletsizlik fakirlik vb gibi hadiselerin bir uyarısı gibi görüyorum. Ama akıllandık mı, hayır!

İnsan Ne Garip!

İnsan ne garip, hiç değişmiyor. İstediğin kadar uyar, veya ilahi uyarılar gelsin; aklınızı başınıza alın, almazsanız bundan kötüleri olur dense de insan bildiğini okumaktan vazgeçmiyor. Şu son bir aylık sürede de bunu gördüm: çoğu ders almamış, almaya da niyeti yok. Yine kötülükler, yine kadın cinayetleri, yine kirlenen dünya, hayvanlara kötü davranmalar, ormanı yakıp villalar için yer açmalar vs. İnsan ne garip hiç değişmiyor dedim ya, haddizatında binlerce yıldır aynı. Aklıma Hz.Musa kıssası geldi. Bunları okuyunca sanki çok eskilerde yaşandı geçti bunlar diye düşünsek de değil, insan aynı insan: unutkan (zaten insan kelimesi unutan anlamında), nankör, aceleci, sabırsız, menfaatperest vs.

İsrailoğulları, Hz Musa ile birlikte Kızıldeniz’i geçip Firavundan kurtulduktan sonra bir kavme rastlıyor. Bu kavim sığırbaşı şeklinde putlara tapıyor. Kendi kavmi de aynı şeyi yapmasını ve o puta tapmalarını isteyince!! Hz Musa onları uyarıyor aklınızı başınıza alın diyor. Sonra Allah ile Tur Dağı’nda konuşmak için oradan ayrılınca Samiri isimli bir adam altınlarınızı bana verin size aynısından yapayım da tapının diyor. İsrailoğulları da buna inanıp altınlarını veriyor. Samiri altını eritip içinden rüzgar geçince ses çıkaran bir buzağı yapıyor ve sizin ilahınız budur, buna tapın diyor. İsrailoğulları da tapmaya başlıyor. Sonra Hz Musa gelince olanları görüyor ve halkına çok kızıyor vs. Hikaye bu…

Şimdi burada benim anlayamadığım, siz Kızıldeniz’in yarılmasına şahit olmuş, gökten kudret helvaları ve bıldırcın gönderilen insanlarsınız ama nasıl olur da bu kadar mucizeden ders almayıp bir buzağı heykeline taparsınız? İnsan böyle garip bir varlık işte. Öncesinde o kadar Firavun zulmünde kaldınız, Hz Musa sizi kurtardı vs vs ama yine akıllanmayıp buzağıya tapmalar falan.

Biz bu hikayeyi okuyunca nasıl olur diyoruz belki ama kendimiz yaşanılanlardan ders alıyor muyuz ki? Bahsetmek istediğim bu işte: corona pandemisini ilahi bir uyarı olarak görüyorum insanlığa: aklınızı başınıza alın, yapmakta olduğunuz kötülükleri bırakın deniyor amma velakin insan o korku zamanı geçince aynı tas aynı hamam işlerine devam ediyor.

Burada o insanları kesinlikle küçümsemiyorum, biz farklı mıyız sanki? Şimdi buzağıdan put yok ama para mal mülk makam sevigisi gibi putlar var! İnsan birinci sıraya neyi koyduğunu iyi düşünmeli!!

Psikolojim İyi Mi?

Kişisel anlamda bu dört ay içinde psikolojimi diri tutmaya çalıştım…desem de arka planda çalışan bir şeyler/stres sağlığıma etki etti. Ayda bir hastalandım ama en ağırı geçen ay bayramda yaşadığım beş günlük migren atağıydı. Normalde bir günde ağrı kesiciyle geçen ağrı, tam beş gün sürdü ve beni tabiri caizse yere serdi, hayattan soğuttu. O sırada aracın klimasından dolayı üşüttüğüm için ikinci günden itibaren ateş boğaz ağrısı vs yaşadım. Herhalde virüsü kaptım diye düşündüm, semptomlar buna uyuyordu, gerçi ateşim 37 idi. Hemen hastaneye gittim, durumu anlattım, ateşin çok değil teste gerek yok deyip migren için ağrı kesici iğne yapıp gönderdiler!!

Bu süre zarfında acaba gerçekten coronayı kaptım mı diye ciddi ciddi düşündüm. Bunun verdiği psikoloji gerçekten ürkütücü, yaşamayan bilemez. Kendinizi çok düşünmüyorsunuz, varsa gider hastanede 14 gün kalırım diyorsunuz ama acaba çocuklara eşime bulaştırdım mı, onlara bir şey olur mu diye gerçekten korku dolu ve üzücü anlar yaşadım.

Bir haftadır da kas ağrılarıyla pençeleşiyorum, neyse ki geçti çok şükür. Artık voleybol hayatım bitti, omuzda yırtık var vs. Ayda bir uğruyor bize böyle küçük hastalıklar. Psikolojim iyi canım, bende bişi yok desem de, arka planda dediğim gibi çalışan bir stres, kaygı bozukluğu, gelecek günlerin getireceği belirsizlikler ister istemez sağlığa etki ediyor diye düşünüyorum.

Bir önceki yazıda, 21 Haziran’daki güneş tutulması sonrası Amerika’da 7 şiddetinde deprem oldu demiştim, Meksika’da gerçekleşti: 7.4. Allahtan can kaybı yok, bizde de depremler oldu. Güneş tutulmalarının öncesi ve sonrasında depremler tetikleniyor, 17 Ağustos öncesinde de olduğunu biliyoruz.

İnsana ve İnsanlığa Dair Umutlarım

Eskiden insana ve insanlığa dair umutlarım vardı ama artık yerini ümitsizliğe bıraktı diyebilirim. Belki de yaşlanıyorum ondandır. Merkez Efendi isminde biri var, hocası soruyor: elinize her şeyi yapabileceğiniz bir kuvvet geçse ne yapardınız diye? Orda bulunanlardan kimi dünyayı kötülükten kurtarırım, kimi herkesi zengin ederim kimse aç kalmaz vs diyor. Ya senin cevabın ne denildiğinde: efendim ben hiç bir şeyi değiştirmezdim. Bir iyi öldüğünde yerine iyi biri gelir , bir kötü öldüğünde de yine kötü biri gelir bu hayata. Her şey yerli yerinde…demiş.

Sanırım ben bunu kabullenmekte ve görmekte biraz zorlanıyorum. Bu kötülükler olmasın, dünya cennet olsun diyorum ama nafile.

Ülkemiz ve insanımız için de eski umutlarımı yitirmek üzereyim. Arkadaşlarımla sohbetlerimde bunu dile getiriyorum. Eskiden böyle değildim. Sanırım hayat yolculuğunda dağa tırmanınca yoruluyorsunuz ama görüş alanınız genişliyor, bazı şeyleri daha iyi görebiliyorsunuz. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bizim insanımızda ahlak problemi var diye düşünüyorum. Şu corona sürecinde de bunu ziyadesiyle gördüm. Hakka hukuk adalete riayet etmemeler, sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi nerden geldiğini düşünmeden zenginleşme çabaları, ona kalmasın hep ben yiyeyim demeler vs vs. gerisini siz tamamlayın.

Gece vakti yazı yazınca, düşünceler tel tel dökülüp gidiyor böyle. Psikolojiyle başladık, vatanı ve insanlığı da kurtardığıma göre yazıyı sonlandırabilirim. 🙂

3 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: